Hayat Bilgisi – Hoca Camide
Yukarıda, Hayat Bilgisi dizisinin birinci bölümünden ilk 14 dakikayı izleyebilirsiniz. Hayat Bilgisi, aile, gençlik ve komedi türünde bir Türk televizyon dizisidir. Başrolünü Perran Kutman‘ın oynadığı dizi, 13 Şubat 2003’te Kanal D’de başlamış, 19. bölümden sonra Show TV’ye geçerek, 4 sezonun sonunda, 16 Haziran 2006 tarihinde yayımlanan 137. final bölümü ile yayın hayatını tamamlamıştır. Dizi, Afet Öğretmen karakterinin sıkça kullandığı ‘Hoca camide‘ repliğiyle hatırlanmaktadır.
Yayımlandığı yıllarda her yaştan seyirci tarafından çok sevilerek izlenen Hayat Bilgisi dizisi, tüm izleyicilerinin kalbinde sıcacık izler bırakmıştır. Özellikle o dönemin gençleri için, unutulmaz klasiklerden biri olmuştur.
Hoca Camide Demeden Önce
Asıl konumuza gelmeden önce, size bir ilginç hikâye, bir de anımı anlatayım. Merak etmeyin, konuya bağlayacağım:
Aşırı Alınganlık Örneği Olarak Karadağ Ülkesinin Adı
Dört yıl Montenegro’da (Karadağ) yaşadım. Ülke halkının kendi dilinde, ülkelerinin adı, iki sözcükten oluşmaktadır: “Crna Gora”… “Crna” kara (siyah) demektir, “Gora” da dağ veya tepe… Yani, Türkçede bizim verdiğimiz “Karadağ” adı, özgün adının birebir çevirisidir. İtalyanlar ve İspanyollar da bu ülkenin adını birebir kendi dillerine çevirerek kullanmışlar. Her iki dilde de “Monte” dağ, “negro” siyah demek olduğu için, bu ülkenin adı onlarda “Montenegro” olmuş.
Montenegro’nun en yaygın tarımsal ürünü yüzyıllardır üzüm olduğu için, en önemli ihracat ürünü de şaraptır. Ama eskiden beri küçük ve fakir bir ülke olan Karadağ’ın hiçbir dönemde gemileri ve ticaret filoları olmamış ve o yüzden Karadağ şarapları dünyaya, ticaret filolarına sahip olan İtalyan ve İspanyol tacirler tarafından tanıtılmış. Doğal olarak, bu ticaret sırasında İtalyanlar ve İspanyollar bu şarapları “Montenegro şarabı” adıyla satmışlar.
Böylece Avrupa ve Amerika, bu ülkenin adını İtalyanlardan öğrendiği için de ülkeyi Montenegro adıyla tanımışlar. Bugün de uluslararası arenada bu ülke Montenegro diye anılmaktadır. Biz Karadağ diyoruz. Ülkenin asıl adı ise, Crna Gora. Karışık gibi görünüyor ama, tıpkı bizim Almanya dediğimiz ülkenin uluslararası adının Germany olması ve Almanların kullandığı asıl adının Deutschland olması gibi bir durum. 😀
Gereksiz ve Yersiz Alınganlık
Hikâye buraya kadar güzel, ya da “olaysız” diyebiliriz. Ama İspanyollar, aynı çağda başka bir şey daha yapmışlar. Amerika’ya köle satmak kazançlı bir iş olduğu için, Afrika’dan esir olarak topladıkları zencileri gemilere doldurup, Amerika’ya götürmüşler. Yukarıda öğrendiğimiz gibi “siyah” anlamına gelen “negro” kelimesini adeta “ürün adı” gibi kullanarak, zencileri Amerikalılara satmışlar.
Yüzyıllarca kendilerine “negro” denen Amerikan zencileri de, bu negro kelimesini, kendilerine hakaret için uydurulmuş bir sözcük sanıyor. Oysa aynı zenciler, kendileri için “black” (siyah) sözcüğünü kullanıyor. “Negro” sözcüğünün sadece black’in İtalyancası (ve İspanyolcası) olduğunu bilmedikleri için de, Montenegro’nun adındaki “negro” sözcüğüne tuhaf bir alınganlık gösteriyorlar. Bu konuda büyük tartışmalar yaşanıyor. Hatta, bu tartışmalardan etkilenmek istemeyen bazı turizm firmaları bu ülkeyi, adını biraz değiştirerek “Montenergo” adıyla pazarlıyor. 😀
Ben, Amerikalı zencilerle internetteki İngilizce sohbetlerimde buna defalarca tanık oldum. Hangi ülkede yaşadığımı sorduklarında ve ben “Montenegro” diye yanıt verdiğimde, küfrediyorlardı. En hafif alınganlık gösteren bir Amerikalı zenci, bunun ülke adı olduğunu, hakaret amacım olmadığını, “negro” sözcüğünün sadece “siyah” demek olduğunu anlatmamdan sonra bile, evlere şenlik bir tepki göstermişti: “İyi ama, yine de, insan ülkesine isim koyarken, bunun ‘siyahlara’ hakaret olacağını düşünüp, ona göre bir isim seçer”. 😀 …
“Yahu, hakaret içeren bir şey olsa kimse ülkesinin adı olarak koymazdı, kaldı ki bu adı ülkenin kendisi koymamış, ayrıca bu ülkenin siyahlarla bir derdi de yok, vb, vb…” Hiçbir açıklama işe yaramadı. Yersiz ve gereksiz alınganlık, işte böyle bir şey… 😀
Hocaya Biz de Hoca Deriz, Ama Öğretmene Değil
Anlatacağımı söylediğim öykü bu kadardı. Şimdi gelelim, Karadağ’daki küçük bir anıma:
Karadağ’da dört yıl yaşadığımı yukarıda söylemiştim. Bu ülkedeki ikinci ay’ımda, ülkenin dilini öğrenmek amacıyla bir dil kursuna başladım. Kurs öğretmenimiz, Arnesa adında, üniversiteyi Türkiye’de okumuş olan genç bir kadındı, Türkçe konuşabiliyordu.
Dilin yapısı, sözcükleri derken, sıra “öğretmen” anlamına gelen “Učitelju” sözcüğüne geldi. Öğretmenimiz, sözcüğü tahtaya yazıp, karşısına da bunun Türkçesi diye “Hoca” sözcüğünü yazdı. Türkçeyi Ankara’daki üniversite hayatı sırasında öğrenen biri için çok normal diye düşünerek, gülümseyip geçtik. Kadıncağız “öğretmen” (Učitelju) anlamında hergün defalarca duyduğu bu Hoca sözcüğünü, kendi dilindeki “Učitelju” karşılığı olarak öğrenmişti. Hepsi Türk olan kursiyerler arasındaki “hoca camide” şeklinde mırıltılar ve gülümsemelerle, sonraki sözcüğü öğrenmeye hazırlanıyorduk ki, Arnesa durdu ve bu sözcükle ilgili bir açıklama yapma gereği duydu:
“Hoca sözcüğüyle ilgili bir şey söyleyeyim. Biliyorsunuz, bizim dilimizde birçok Türkçe sözcük vardır, kaşık, yorgan gibi… İşte bu “Hoca” sözcüğünü, Türkçedeki yazılışı ve söylenişi ile biz de kullanıyoruz, ama biz sizden farklı olarak, okul öğretmenlerine Hoca demiyoruz, sadece din eğitimi veren yerlerdeki öğretmenlere, bir de camilerdeki din görevlilerine Hoca diyoruz.” … Arnesa’nın bu açıklaması çok hoşumuza gitti. Öğretmen ve hoca sözcüklerinin arasındaki fark, ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Bunun üzerine, “Aslında bizde de öyle” deyip, biraz önce duyduğu “Hoca camide” mırıldanmalarının nedenini anlatmaya çalıştık. Arnesa bize inanmayan gözlerle baktı ve hiçbir şey demeden, sonraki sözcüğe geçti. Evet, inanmamıştı, belki de saçma-sapan bir şaka yapmaya çalıştığımızı düşünmüştü. Türkiye’deki dört yıllık öğrencilik hayatı boyunca, öğretmenlere “hoca”dan başka bir şey denildiğini duymamış biri için, çok normal bir tepkiydi bence.
Hoca Camide Öğretmenim
Osmanlı zamanındaki dinsel medrese eğitimi döneminde öğretmenlere Hoca denmesi çok doğru bir şeydi ve Karadağlılar bu sözcüğü bizden o dönemde aldıkları için, doğru kullanım şeklini hâlâ koruyorlar. Daha sonra, Cumhuriyetin ilk yılında başlayan “ikili” eğitim sistemi ile mesleğin adı da ikiye ayrılmıştı. Artık dinsel eğitim veren kurumlarda “Hoca”, laik eğitim kurumlarında ise “muallim” (öğretmen) deniyordu. Bu uygulama, 3 Mart 1924 tarihli “Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na kadar böyle gitti. “Öğretimin Birleştirilmesi” anlamına gelen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile, dinsel ve lâik eğitim birleştirildi, ikili uygulama kaldırıldı. Bundan itibaren artık sadece “muallim” (1930’ların ortasından sonra: öğretmen) kelimesinin kullanılması istenirken, uygulamada öyle olmadı, bazı vatandaşlar alıştıkları gibi yine “Hoca” sözcüğünü kullanmayı tercih ettiler.
Hayat Bilgisi dizisi yayımlandığı dönemde çok sevildiği halde, cami görevlisine “Hoca”, okuldaki eğitim görevlisine “Öğretmen” sözcüğünü kullanmak gerektiğini hatırlatması, nedense yeterince karşılık görmemişti. İnsanlar, yine alıştıkları gibi “hoca” demeye devam etmişti. Bunun neden böyle olduğu hakkında, açıkçası, bugüne kadar hiç düşünmemiştim. Bugün bu videonun altına bir yazı yazmak için oturduğumda, her zamanki gibi bir araştırma yaparak başlamak istedim. İşte o zaman gördüm ki, dizinin yayımlandığı yıllarda, “hoca camide” sözü, toplumdaki belli kesimlerden çokça tepki almış. İnanın ağzım açık kaldı.
Bir Dizi Karakterinin Repliğine Negro Alınganlığı
İnternette bulduğum o yıllara ait gazete yazıları, yukarıda anlattığım “negro” sözcüğüne alınganlık yapma olaylarından hiçbir farkı olmayan yanlış anlamalarla dolu. “Dinimize saldırı” diyen bile var. En çok yapılan alınganlık ise şöyle: “Hoca camide’ymiş… İstiyorlar ki, hocalar camiden dışarı hiç çıkmasın, camiye hapsolsun. Öyle ya, onlara göre hoca sadece camide yaşamalı, sokağa bile çıkmamalı…” … Güzel kardeşim, cami görevlisi ile okul öğretmenlerini karıştırmamayı öneren bir sözü, “hocaları camiye hapsetmek” şeklinde anlamayı nasıl başardın? 😀
Bu tür tuhaf yanlış anlamaların (veya alınganlıkların) yanında, “Cami ile okulun arasına bir utanç duvarı örmek mi isteniyor” şeklinde dile getirilen, düşmanlaştırma çabaları bile var. Bazıları ise, ilkokulda öğretmen kelimesinin normal olduğunu, ama ortaokuldan sonra hoca demek gerektiğini söylemiş. Nedense…
Dizinin yayını bittikten iki yıl sonra bile hatırlayıp saldıranlardan biri şöyle sormuş: “Buradan sorarım yönetmene ve emeğini boşa harcayanlara: Ölünce beni kim yıkayacak, kabristanda başımda kim olacak? Bunu düşündünüz mü hiç? Düşünün… Tabii aklınız varsa…” … Yahu, bu nasıl bir yanlış anlamadır? Söyleyecek söz bulamıyorum. Hoca camide sözünden, din görevlilerinin hiç olmaması gerektiği anlamını mı çıkardın? Gerçekten mi yaa?
Bir de, neyi savunduğunu kendisi bile bilmeyen kişiler var. onlardan biri de şöyle demiş: “Ayrıca camideki görevlilerimiz bir yönüyle öğretmendirler. Müftü, imam ve müezzinlerimize dini bilgiler sorulabiliyor ve onların görüşleri alınabiliyor.” Eee? ne güzel işte… Başka biri de, oynanan “büyük oyunu” çözmüş: “Dinle ve dini sembollerle sorunu olanlar, dine mesafe koymak isteyenler öğretmene ‘hoca’ denmesinden hoşlanmıyor.” … Peki kardeşim, senin istediğin gibi, “öğretmene hoca” diyelim, hocaya usta diyelim, ustaya enişte diyelim… Gönlünüz oldu mu? 😀
Diğer Dizi Repliklerini de İnceleme Altına Alalım
Ayrıca, dizilerdeki çeşitli karakterlerle özdeşleşen, ve o karakterlerin sık sık söylediği bir sürü replik var. Neden özellikle bu ‘öğretmen’ sözcüğüne karşı düşmanlık? … Neden sık tekrarlanan yüzlerce diğer replikler size batmadı da bu battı? Siz isteyin, bir sürü var. … Örnek mi istiyorsunuz?
Aynı dizideki Hidayet Öğretmen’in her bölümde defalarca tekrarladığı “İnnasabirin, innasabirin” sözünü acaba hangi komplo teorilerinizle yerden yere vuracaksınız? … Yine aynı dizideki Müdür Amil Bey’in her konuşmasında “çatlak kiremitler” demesi, acaba hangi ülkenin casusu olduğunu gösteriyor? Eminim bir fikriniz vardır. Peki, her cümlesinin sonunda “son tahlilde” diyen Cumhur Öğretmen, sizce bu sözüyle dinimize nasıl bir zarar vermeyi amaçlıyordu? Özellikle Mennan karakterinin, 10 dakikada bir tekrarladığı, “Amirim yaa, Yüce Rabbim amirimi müdür olsun diye yaratmış” şeklindeki sözleri, sizin tespitlerinize göre hangi milli ve manevi değerlerimize saldırı amacı taşıyor acaba?
Yaprak Dökümü dizisindeki Hayriye Hanım, her bölümde defalarca “Aman Ali Rıza bey ağzımızın tadı kaçmasın” diyerek, acaba ülkemizle ilgili hangi kötü plânları yapıyordu? Geniş Aile‘nin Cevahir’i dakika başı “Yapıştır” diyerek, dinimize mi yoksa milli birlik ve bütünlüğümüze mi saldırıyordu?
Peki, Bizimkiler dizisinin Cemil’i, pencerede oturup, her bölümde defalarca “Sevim koş” diye bağırarak, sizce hangi ülkeye bilgi sızdırıyordu? Hadi tek tek sormayalım, toptan ele alalım bu kötü niyetlileri… Bizimkiler dizisinde, şu aşağıdaki replikleri çok sık kullanan karakterler, yoksa vatan haini miydi? “Benim adım Cemil… Tek tek çık şu basamakları dumkof… Nayn Davut dumkof yok… Yumuşak yumuşak… Şimdi tutuyorum zaptı… Elini kolunu oynatma komşu alırım ayağımın altına… Kırarım boynuzunu iblis… Sen laf mı dinliyorsun Ergun… Olmuyor ama İbrikçi çekeceğim kulaklarını… Afedersin hakimim, öyle oldu afedersin, cıvık müdürüm afedersin… Babacım kapıcı kapıcı… Vatandaşa cart curt yok abicim… Halt dumkopf 6 kere 8? … Halil Pazarlama kapınızda… Anaaaaaaaam pencereye çıktı yine baykuş buyrunnnnnnnnnnnnnnn…”
Gördüğünüz gibi, dizilerin neredeyse her karakterinin, sıkça tekrarladığı ve duyduğumuzda onu hatırlatan bir repliği var. Siz bütün bunları es geçip, neden ‘öğretmen’ sözcüğüne bu kadar takıldınız acaba? … Kendinizle ilgili bir komplo teoriniz de var mı?
Peki, her türlü resmi evrak üzerinde mesleği “Öğretmen” olarak belirtilen kişilere “öğretmen” denmesinden duyduğunuz bu rahatsızlık niye? … Sakin olun, ortada bir düşmanlık, kötü niyet falan yok.
Öğretmen veya Hoca… Siz hangisini isterseniz onu kullanın, sizin tercihinize kalmış. Herkes doğru olanı yapacak diye bir kuralımız yok. Ama bir dizi karakterinin tercihinden bu kadar düşmanlık çıkarmanız, sizce de biraz ‘negro’ alınganlığına benzeyen yersiz ve gereksiz bir alınganlık gibi görünmüyor mu? ■