Yanlış Bilmek
Güldür Güldür Show adlı sevilen televizyon programından aldığımız bu videoda, atasözlerini ve deyimleri yanlış bilen bir öğretmen ele alınmış. Bu öğretmen üzerinden, çok komik ve sevimli bir oyun ortaya çıkarılmış. Ama, ben bu oyunu izlerken, sadece bu öğretmeni ve sadece deyimleri yanlış bilmesini görmedim; koskoca bir ülkenin, birçok şeyi yanlış bilmesi gerçeğini düşünmekten kendimi alamadım.
Evet acı, ama gerçek bu. Çok şeyi yanlış biliyoruz, yanlış konuşuyoruz. Hiç kimse de bunu önemsemiyor, sanki her şey normalmiş gibi davranıyor. Görenler, bilenler bile sesini çıkarmıyor. Sitemizin tanıtım yazısında belirttiğimiz gibi bağırıyorum: “Kral çıplak!.. Vallahi de billahi de çıplak!”
Şimdi burada, bana katılmayanlara bir şey söylemeyeceğim, ama bana katılanlar, lütfen “doğru söze ne hacet” demesinler. Lütfen… Çünkü o deyimin doğrusu öyle değil. Son yıllarda, kitap okumamak ve yeni kuşakların, üst kuşaklarla diyalog kurmaması yüzünden, artık birçok şey yanlış biliniyor. Son yirmi otuz yıldır, tuhaf bir uygulama yaygınlaştı:
Benzer anlama gelen iki söz alınıyor, birbirine birleştiriliyor, ortaya çıkan tuhaf söz, ne anlama geldiği hiç düşünülmeden yaygın olarak kullanılıyor. Bakın, birisi doğru bir söz söylediğinde, ona katıldığımızı belirten iki tane deyimimiz var:
1) Doğru söze ne denir ki? — Yani, “bunun üzerine söylenecek bir sözüm yok.”
2) Başka söze ne hacet? — Yani, “bunun üzerine başka bir söz söylemeye gerek bile yok.”
Peki, biz bunlardan birini kullanmak yerine, ne yapıyoruz? İkisini birleştirip, sözde yeni bir “deyim” ortaya çıkarıyoruz: “Doğru söze ne hacet?” … Ne demektir bu? Allah aşkına, bu deyimi bu şekilde kullananlar, durup bir düşünsünler. Yeni oluşturulan bu sözde “deyim”, “Doğru söze ne gerek var?” anlamına gelmektedir. “Doğru söze ne gerek var?” … Söylemek istediğiniz, gerçekten bu mu? Lütfen biraz düşünelim.
Bu büyük saçmalık, yaptığımız binlerce yanlış içinden sadece küçük bir örnek… Hergün bunun gibi binlerce yanlış söz duyuyorum, okuyorum… Bu yanlış sözleri kullananlara bakıyorum, çok cahil vatandaşlardan, profesörlere kadar, her katmandan insanlar… Ne oluyoruz, ne yapıyoruz, neden?..
Bu şekilde yanlış kullanılan binlerce deyimi, belki yeri geldikçe tek tek ele alıp konuşuruz, ama yanlışlarımız sadece deyimlerle sınırlı değil… Bilimsel doğruları bile kendimize göre yamultmuşuz, yaygın olarak kullanıyoruz ve itiraz eden hiç kimse yok! İnanın bu gidişi hiç anlamıyorum.
Bakın, videonun başında (1:01:15) (sonradan, deyimleri yanlış biliyor diye öğretmeni ayıplayacak olan) bir öğrenci, “elektrikle ilgili bildiğim tek şey, Edison ampulü buldu” diyor. Bu skeçi yazan yazarı da, bu rolü oynayan oyuncuyu da suçlayamıyorum, çünkü bizim ülkemizde neredeyse herkes, böyle biliyor. Çünkü, “bilgi”nin ne olduğu bilinmiyor. Bilgi, başkasından yalan yanlış duyulan şeyler değildir. Kulaktan dolma bilgi olmaz. Bilgi, bilgi kaynaklarından “öğrenilir”.
Ülkemizde birileri çıkıp, “Edison elektriği buldu” diyor; başka birileri de çıkıp, “Hayır elektriği bulmadı, Edison zamanında elektrik zaten vardı, o ampulü buldu” diyor. Bu iki “iddianın” da sahipleri, bunu bir “bilgi kaynağından” okuyup öğrenmiş değil, kulaktan duyduğunu bilgi sanıyor.
Çünkü Edison ne elektriği, ne de ampulü bulmuştur, sadece ampulü geliştiren bir dizi bilim adamları zincirinin bir halkasıdır, hepsi o kadar. Edison zamanında sadece elektrik değil, ampul de vardı.
Ampulü ortaya çıkaracak bilimsel buluşlar serisi 1800 yılından önce başlamıştır ve pek kullanışlı olmayan çeşitli ampul denemeleri, yıllar içinde ilerlemiştir. Edison zamanına gelindiğinde, kullanılan ampuller hâlâ dayanıksızdı ve geliştirilmesi gerekiyordu. Evet, Edison zamanında ampul yaygın olarak kullanılıyordu, ama kısa ömürlü olmalarından dolayı çok masraflıydı.
Bu süreç içinde, akkor haline gelip ışık saçan madde olarak çeşitli elementler denenmişti. Edison, daha dayanıklı bir element bulup, ampullerin kullanım ömrünü uzatmak için çalıştı. Binlerce element denedikten sonra, karbon tel kullanmanın, uygun olduğuna karar verdi (1979). Ampulün Edison’la ilgisi buraya kadar.
Bundan kısa bir süre sonra, General Electric’ten William David Coolidge, karbon tel yerine tungsten tel kullanmanın çok daha uzun ömürlü ampuller üretmeyi sağladığını buldu ve o zamandan günümüze kadar akkor tel teknolojisiyle aydınlatan ampullerde tungsten kullanılmaktadır, Edison’un bulduğu “karbon tel” değil.
Ayrıca, günümüzde artık “akkor tel” teknolojisi de, yerini civa ve argon gazlı “tasarruflu” ampullere ve led ampullere bırakmaktadır.
Bu kısa bilgiden sonra konumuza dönersek: Çok eminim ki, şu anda bunu okuyanlar bile, büyük çoğunlukla “ampulü Edison buldu” demeye devam edecekler. Çünkü herkes yanlış bilirken, doğru bilgiyle ortaya çıkmak, yanlışların karşısında doğruyu savunmak, cesaret ve çok güçlü bir karakter gerektiriyor. Bu yüzden yanlış bilgi ve yanlış bilmek, bizim toplumsal geleneğimizdir. ■